BİR DEHŞET MASALI

01.03.2018 Perşembe

      Bilinmeyen bir zamanda, Dünya adlı gezegene aynı türün iki farklı sürümü gönderilmiş. Güçlü ve yapılı olan kendine “erkek”, narin olan ise kendine “kadın” ismini vermiş. Hayatta kalmak için birlikte yaşamaya karar vermişler.

        Erkek gücünü kullanarak yaşanacak yer yapmış, yiyecek toplamış, narin kadını tehlikelerden korumuş. Kadın ise erkeğin inşa ettiği yeri yuvaya, topladığı yiyecekleri yemeğe, ortak yaşamı aileye dönüştürmüş. Bir de bunların üstüne erkeğin neslini devam ettirecek çocuklar doğurmuş.

        Yıllar geçmiş, hayat standartları yükselmiş, tüketmek için üretme, sahip olmak için mücadele çağı başlamış. Daha iyisini elde edebilmek için kadın ve erkeğin aynı anda birçok özelliğe sahip olması gerekiyormuş. Ama nedense kadının bir şeylere bağımsız olarak sahip olması fikri erkeğin hoşuna gitmemiş. Önce psikolojik taktik geliştirmiş erkek. Kadını, kendisinin değersiz olduğuna inandırmış. Erkek olmadan hiçbir şey yapamayacağını düşünmesini sağlamış. Buna inanmayan kadınlar da olmuş tabi. Erkek bu sefer işleri kadının yapabileceği ve yapamayacağı diye sınıflandırmış. Mutlaka kadının beceremeyeceği bir iş olurmuş. Buna da itiraz eden kadınlar olmuş. Bu sefer erkek yasak koymaya karar vermiş. İstediği saatte dışarıya çıkma, eğitim görme, istediği işte çalışma, istediği insanla arkadaşlık kurma haklarına yasaklar getirmiş. İtiraz eden kadını dövmek sıradanlaşmış, yasaklarını meşrulaştırmak için de kendilerini dünyaya gönderen Yaratıcı’ya iftira etmişler. Bu durumun yanlış olduğunu söyleyen erkekler de varmış tabi. Bu sefer kendilerini de ikiye ayırmışlar. “Delikanlı erkek” ve “Aptal erkek” diye. Kadınları koruyan, onlara değer veren, saygı gösteren erkekleri düşman listesine almışlar. Hatta işi ilerletip bu erkekleri de dövmeye kalkmışlar.

          Durum o kadar kötüye gidiyormuş ki, kadın nefes almaya bile korkar olmuş. Çünkü iş artık dayakla da bitmiyor, her gün içlerinden birisinin öldürüldüğü haberi geliyormuş. Birlikte yaşasa gün sonunda dayak yiyor, kaçıp kendi hayatını yaşamak istese öldürülüyormuş.

          Hatta öldürme sistemini de çeşitlendirmiş bu erkekler. İstediği yemeği yapmadığı için öldürme, kendisinden bıkıp özgür olmak istediği için öldürme, sevgisine karşılık görmediği için öldürme, kullandığı maddenin etkisinde kalarak öldürme, şizofren fikirlere sahip olduğu için öldürme, canı sıkıldığı için öldürme, sapık zevkleri için zarar verip aleyhine ihbar olmasın diye öldürme bu çeşitlerden birkaçıymış.

          Masal bu ya; mutlu bitmesi gerekirken bu masal dehşet masalı olduğu için işler hiç de iyiye gitmiyormuş. Ne kaçıp saklanılabilecek şekerden evler, ne koruyucu periler, ne de sihirli güçler varmış bu masalda. Mutlu sonu bulamadığı için de masal hiç bitmeden devam etmiş…

          Kadınlardan yola çıkarak yazdığım bu yazı aslında tüm zorba mağdurlarını da ilgilendiriyor. Uydurduğum masalın cinsiyetçi bir yaklaşımla yazılmadığını okuyan her aklı selim ayırt edebilir diye düşünüyorum. Bu kıssadaki hisseniz ise, yaratılmış her varlığa, varlığın duruşuna, varlığın düşüncesine saygı duyulması. Bu dünya sadece sizden ibaret değil…

           Yazımı özellikle “Kadınlar Günü”nden sonra yazdım. Dilerim ki kıymet bir günle kalmasın. Dilerim ki anne, baba, kadın, erkek, sevgili, öğretmen, doktor, kendisine özel gün atfında bulunulan her kim varsa hep değerli kalsın.

           Umudumdur, “İnsanlık Günü” diye bir kutlama vesilesi oluşturulsun, içinde sadece sevgi, saygı ve mutluluk barındırsın ve 365 gün sürsün…